Kabul ve Kararlılık Ekolü

Davranışlar üzerinde çalışan ekoller zaman içerisinde sadece davranışları düzenlemekle kalmamıştır. Alanda çalışan uzmanlar, yalnızca davranışların düzenlemesinin bir bireyin hayatında bütünsel etki yaratmak için yeterli olmadığını gözlemlemiş ve davranışları etkileyen etkenleri de düzenlemenin uygun olacağını fark etmiştir.

Bilişsel davranışçı ekol davranışların, duygu ve düşüncelerden etkilendiğini ve aynı zamanda duygu ve düşüncelerin davranışları ve birbirilerini etkilediğini ortaya koymaktadır. Bunun için bireyin sahip olduğu çekirdek inançlar, varsayımlar ve davranış örüntüleri üzerinde çalışılmaktadır. Bilişsel davranışçı ekol ana olarak inançların ve varsayımların gerçekliğini sorgulamakta ve işlevsiz inanç ve varsayımlar yerine birey için işlevsel ve gerçekçi inançlar ve varsayımlar inşaa etmeyi hedeflemektedir. Değişen inanç ve varsayımlar sayesinde duyguların ve davranışların da değişeceği öngörülmüştür.

Bu yönelim çoğunlukla işlevseldir. İnançlar ve varsayımlar değiştiğinde bunlara eşlik eden duygular ve davranışlar da değişebilmektedir. Örneğin komşusunun kendisinden hoşlanmadığı inancını taşıyan bir birey, onun dalgınlıkla selam vermemesini bu inanca bağlar ve aksini düşünmez. “Evet zaten biliyordum benden hoşlanmadığını, tam da bu yüzden bana selam vermedi” diye yorumlayabilir, halbuki aslında olan komşusunun kendi hayat telaşı içerisinde zihnin dağınık olması ve bireyin oradan geçtiğini bile fark etmemesi ve bu sebeple de selam vermemesidir. Bireyin kendi inancı doğrultusunda bu olayı yorumladıktan sonra komşusuna öfkelenip buna uygun hareket etme olasılığı artar; komşusunu gördüğünde ona selam vermeden geçip gidebilir ve bu durum böyle devam ettikçe komşusuyla arasındaki ilişki açılmaya ve birbirilerinden gerçekten hoşlanmamaya başlayabilirler. Bu örnekte de görülebileceği gibi aslında tek bir inanç, duyguları, davranışları etkileyebilir ve neticesinde inanılan varsayım pekişir.

Bu sebeple, bilişsel davranışçı ekol ile ilerleyen seanslarda danışanın inançları ve varsayımları tespit edilir ve ardından bu inanç ve varsayımlara alternatif oluşturma egzersizleri yapılır. Örneğin danışana komşusunun selam vermemiş olmasını başka nasıl açıklayabileceği sorulur ve hem halihazırdaki inancına hem de yeni oluşturulan alternatif inanca dair kanıtlar bulması istenir. Bu egzersizler sıklıkla tekrarlanarak danışana inançları, varsayımları ve bunlara eşlik eden duygu ve davranış örüntüleri hakkında farkındalık kazandırıldığı gibi daha işlevsel ve gerçekçi inançlar ve varsayımlar oluşturularak danışanın duygu ve davranış örüntülerinde de değişimlerin olması hedeflenir. Bu ekol depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk gibi pek çok durumda işe yaramaktadır.

Ancak her ekolun artıları ve eksileri olduğu gibi bilişsel davranışçı ekolün de artı ve eksileri vardır. Bahsedilen kazanımların yanı sıra, inançlar ve varsayımları değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışmak oldukça enerji ve zaman isteyen bir süreçtir. Beynin işleyişiyle ilgili son dönemde yapılan çalışmalar, bireyin herhangi bir düşünce ile ne kadar meşgul olduğunun o düşüncenin ne kadar sıklıkla tekrarlanacağını etkilediğini ortaya koymaktadır (Harris, 2016). Bir başka deyişle inancı değiştirmeye ve daha işlevsel bir inanç yerleştirmeye çalışmak zihnin ön planında değiştirilmeye çalışılan inancın daha çok kalmasına sebep olur. Bir düşünce, duygu, beden duyumu ve dürtü ne kadar değiştirilmeye çalışılırsa birey o kadar çok bununla meşgul olur, enerji ve zamanını buna harcar. Bu da aslında bireyin arasına mesafe koymak istediği düşünce, duygu, beden duyumu ve dürtülerle yakınlaşmasına ve bunların önerdiği şekilde davranmasına sebep olur.

Kabul ve Kararlılık Ekolünün ana amacı bireyin sandığından daha az kontrolünün olduğu duygu, düşünce, beden duyumu ve dürtüleriyle arasına mesafe koyması, bunları bastırmaya ve/veya değiştirip dönüştürmeye çalışmaması ve kendisi için anlamlı olan değerleri doğrultusunda hareket etmesini sağlamaktır. Bu sebeple, Bilişsel Davranışçı Ekolün aksine, Kabul ve Kararlılık Ekolü düşüncelerin içerikleriyle çalışmaz, düşünceleri değiştirmeyi, bunlara alternatif oluşturmayı amaçlamaz. Kabul ve Kararlılık Ekolünün amacı düşüncelerin, duyguların, dürtülerin ve beden duyumlarının bireyin kontrolünde olmadığına dair farkındalığın kazandırılması, dolayısıyla da bunları değiştirmek için uğraşmak yerine bunların kendi hallerine bırakılması ve bireyin bu esnada ana dönerek kendisi ve değerleri için anlamlı olacak davranışlar sergilemesidir.

Kabul ve Kararlılık Ekolünün merkezinde bireyin esnek dayanıklılığının (resilience) arttırılması yatar. Çalışılan konu her ne olursa olsun bireyin bu zorlayıcı deneyimi sırasındaki dayanıklılığı altı farklı alan çalışılarak arttırılır. Bu alanlar; kabul (düşünce, duygu, dürtü ve beden duyumların varlığının kabulü), ayrışma (zorlayıcı düşünce, duygu, dürtü ve beden duyumları ile araya mesafe koymak), şimdiki ana dönebilmek (zorlayıcılıklar esnasında şimdiki andan kopan zihni nezaketle ana getirmek), değerler (bireyin hayatını anlamlı kılan bireysel ilkeler), adanmış eylemler (değerler odaklı davranışlar) ve bağlamsal benliktir (bireyin yaşadığı zorlayıcılıktan ve deneyimin ibaret olmaması ve bir bağlam olarak benlik).

Alan yazında yapılan çalışmalar, Kabul ve Kararlılık Ekolünün depresyon, anksiyete bozuklukları, eleştirel iç ses, ilişkisel problemler, erteleme davranışı, anlamsızlık ve doyumsuzluk gibi pek çok alanda etkin olduğunu göstermektedir (Harris, 2016).